FIKRA
                             
                            
>>>Anasayfaya
dön<<<
BEKTAŞİ FIKRALARI
ALLAH'IN
KEMALİ
Bir mecliste Kuranı Kerim'den söz açılmıştı .Kuran'ın eşsizliğinden ve
olağanüstü bir eser olduğundan bahsedilirken, odanın bir köşesinde
kendi halinde çubuğunu içmekte
olan bir Bektaşi söze karışarak :
-Evet, Allah'ın kelamı cidden eşsizdir. Ama, yazısı biraz karışıktır!,...der.
Dinleyenlerden biri hayret ve biraz da hiddetle sorar :
-Karışık mıdır, nereden biliyorsun?
Bektaşi acınacak bir tavırla cevap verir :
-Alnımın yazısından!
ALLAH
ŞİMDİ NE
YAPIYOR?
Bir gün yolda yaya giden bir Bektaşi'nin önüne bir atlı çıktı :
-Baba, dedi, bir müşkülüm var. Beni aydınlatır mısın?
Bektaşi yanıt verdi :
-Elimden gelen bir şeyse, hay hay, oğlum.
-Şunu öğrenmek istiyorum : Şu anda Allah ne yapıyor?
Sualin münasebetsizliğine içerliyen derviş, hic belli etmemiş :
-Yanıt veririm ama, bir şartla, sen o attan in, ben bineyim.
-Neden?
-Böyle yüksek bir suale yüksekten yanıt vermek gerekir de ondan!
Adam attan inmiş, Bektaşi binmiş.
Adam:
-Hadi, demiş söyle bakalım. Allah şimdi ne yapıyor?
Bektaşi :
-Ne yapacak, demiş, atı senin gibi budalanın elinden alıp, benim gibi akıllıya veriyor, deyip atla uzaklaşmış.
BAYRAMDAN BAYRAMA
Bektaşiye sormuşlar :
-Rakı içer misin?
-Akşamdaaaan akşaaaama...
-Namaz kılar mısın?
-Bayramdan bayrama, bayramdan bayrama...
BEKLİYORUM
Canlardan birine, Ramazanda sormuşlar :
-Erenler kaç tane oruç tuttun?
-Henüz nasip olmadı.Tuzak kurdum bekliyorum.
BEKTAŞİ BU YA...
Müthiş bir fırtına patlamıştı.Yolcuların hepsi perişan durumdaydı.Bunların arasında bir de Bektaşi vardı.
Baktılar, Bektaşi, Allah'a yalvarıp yakarmaya başlamıştı :
-Adını bilmediğim bir evliyaya bir koç adıyorum.Yeter ki fırtına dinsin...
Bektaşi'nin yakarması kaptanın tuhafına gitmişti :
-Hayret! Hiç adını bildiğin bir evliya yok mu?
-Yok olur mu, elbette var! diye cevap verdi Bektaşi.Var da, hepsini birer kez aldattım...
BEKTAŞİ
VE
SOFU
Koyu sofu bir adamcağızla Bektaşi, bir başka kente gitmek üzere bir
kervana katıldılar. Sofu, ikindi üzeri namaz kılacağını söyledi.
Bektaşi :
-Geç kalırsan kervanı kaçırırsın ; onun için
sünneti bırak da yalnız farzı kılıver, diye öğüt
verdi.
Bektaşi'nin sözüne uydu adam. O gece bir yerde konakladılar. Ertesi sabah sofu, Bektaşi'ye sitem etti.
-Dün bana sünneti kıldırmadın, gece rüyama Peygamber Efendimiz girdi.
Bektaşi adamın sözünü ağzına tıkadı :
-Daha ne istiyorsun! Farzı da bırak rüyana bu kez Tanrı girsin!
BİRBİRİNE KARIŞTIRDIN
Bektaşi'nin bir uyuz eşeği ile besili bir ineği varmış...İnekten süt
sağıp satıyor, kazandığı paranın yarısıyla uyuz eşeğe arpa
alıyormuş.Eşek bir işe
yaramıyormuş.Bir gün dayanamayıp dua etmiş :
-Ey yüce Allahım, beni şu eşekten kurtar!
Ertesi sabah ahırın kapısını açmış ki ne görsün?İnek ölmüş eşek kalmış...
Bektaşi o hırsla sokağa fırlayıp milleti başına toplamış :
-Ey ahali şu yerde yatan nedir?
-İnektir!
-Ya şu ayakta duran uyuz?
-Eşektir!
Bektaşi açmış ellerini yukarıya :
-Ey ulu Allahım, sana kırk yılda bir ricada bulunduk, onda da eşekle, ineği birbirine karıştırdın!
BİR GÜN FAZLA TUTMUŞ
Adama sormuşlar :
-Kaç gün oruç tuttun?
-Hastalığım nedeniyle, ancak bir gün tutabildim!
Aynı soruyu, orada bulunan Bektaşiye sorunca, hiç istifini bozmadan yanıt vermiş :
-Bu arkadaş benden bir gün fazla tutmuş!
BİTSİN
BU
DAVA
Bektaşi'nin birine konuk gelecekmiş. Bektasi konuğu nasıl ağırlar..Elde
yok, ayakta yok.. Mahçup olmak da istemiyor...Komşusu Yahudi'nin bir
sürü keçisi varmış...Onlardan birini
çaktırmadan alıp kesiyor...Ama çaktırmadığını sanan kendisi...Yahudi,
ağacın arkasından gözlermiş durumu...Diyor ki kendi kendine, "Kadıya
gitsem.. Kadı Müslüman, o Müslüman,
ben Yahudi.. Davayı kazanamam. Hadi kazandim, Bektaşi'nin nesi var ki,
ondan alıp bana versin...Biz artık Allah'ın huzurunda
hesaplaşırız...Yillar geçiyor.Yahudi, Allah'ın
huzurunda davacı oluyor, Bektaşi'den... Mahkeme kuruluyor..
Allah :
-Sen Yahudi kulumun keçisini kesmişsin, diyor Bektasi'ye...
-Kesmedim, diyor Bektaşi...
-Ben gözlerimle gördum diyor, Yahudi..
-Allahim, diyor Bektaşi... Bir mahkemede bir adam hem şahit, hem davacı olamaz.
-Haklısın ama, diyor, Allah Ben her şeyi görürüm. Ben de gördüm, kestiğini...
-Allahım, diyor Bektaşi...Aynı mahkemede, hem şahit, hem hakim olunmaz...
-Gene haklısın, diyor Allah... O zaman getirin keçiyi ona soralım...
-Ne!... diyor Bektaşi... Keçi burada mı?...Ver onu o zaman bu Yahudi'ye...Bitsin bu dava..
DAMIZLIK BEKTAŞİ
İkinci Mahmut, Yeniçeri ocağını kaldırdıktan sonra, Alevi-Bektaşi
kesimi üzerinde terör estirmiş, kimilerini öldürmüş, kimilerini ise
sürdürmüştü.İstanbul'da hiçbir
Bektaşi ortaya çıkamaz olmuştu.Padişah bir gün Bahçekapı'dan geçerken
korkmadan, göğsünü gere gere dolaşan bir Bektaşi babası görküş.Adamın
rahat tavırları
padişahı etkilemiş.Çağırtılmasını buyurmuş.Baba gelince şöyle demiş :
-Sizinkilerin tümü bir kıyıya kaçtı, gizlendi.Sen burada yalnız başına ne dolaşıyorsun?
Baba çekinmeden yanıtlamış :
-Sultanım, onlar gitti, beni damızlık bıraktılar!
DOMUZUN SOFTASI
Bir Ramazan günü köyün mescidine bir yaban domuzu dadandığını haber vermişler.
Bektaşi hayret içinde sakalını sıvazlayarak :
-Garip şey...Softanın domuzunu çok görmüştüm, ama domuzun softasını ilk defa işitiyorum, demiş.
DÜNYAYA GÖMLEK YIKAMAYA MI GELDİK?
Şeker bayramında herkes yeni ve temiz elbiselerini giyip, birbirleriyle
bayramlaştıkları gün, bir fakir Bektaşi dedesi, üstü başı pis halde
Beyazid Cami'nin önünden geçerken,
bembeyaz sarığı, tertemiz cübbe ve latası ile bir hoca karşısına çıkıp
:
-Be adam, mübarek bayram günü bu pis gömlekle
dolaşılır mı?Gömleğini yıka! deyince Bektaşi aldırmayarak :
-Be hocam, yıkayayım ama kirlenir, demiş.
Hoca :
-Yine yıka, demiş.
Bektaşi :
-Yine de kirlenir, diye diretmiş.
Hoca inatla :
-Yine yıka, deyince Bektaşi'nin tepesi atmış ve şu cevabı vermiş :
-Behey imanım.Biz bu dünyaya gömlek yıkamaya mı geldik? demiş.
EŞEKLİĞİNDEN
Dostlarının baskılarıına dayanamayan Baba Erenler, camiye gitmiş,
hocanın vaazını dinliyordu.Hoca, içkinin kötülüğünü anlatmak için
aklına ne geliyorsa söylüyordu.Bir ara
şöyle dedi :
-Bir eşeğin önüne, bir kova su ile bir kova şarap koysanız,
hangisin içer?Elbette ki su içer.Peki eşek niçin
şarabı içmez?
Bektaşi dayanamayıp seslendi :
-Neden olacak, eşekliğinden...
HAK
Nasıl ayin yaptıklarını soran bir Bektaşi'ye Mevlevi :
-Hak, deyip döneriz!, demiş.
Bektaşi su cevabı vermiş :
-Yok azizim, biz Hak denilince dururuz!
HAMURUMUZ TOPRAKLA YOĞRULMUŞ
Softaların arasına düşen Bektaşi'yi neredeyse zorla camiye sokmuşlar.
Herkes abdesini almış.Namaza durmuşlar.Softalardan birisi Bektaşi'ye çıkışmış :
-Erenler, abdest almadınız!
Bektaşinin yanıtı şöyledir :
-İmanım, bizim hamurumuz toprakla yoğrulmuştur, pek su ile oynamaya gelmez.
HANGİ PEZEVENGİ KULLANDI?
Bir Bektaşi, her ne olursa "Allahtan" dermiş.Bir gün külhanbeyin biri,
bu Bektaşinin ensesine sultani bir sille aşketmiş.Bektaşi arkasına
dönünce külhanbeyi ;
-Baba efendi, ne bakıyorsun, Allah'tan, demiş.
Bektaşi hiç düşünmeden şöyle seslenmiş :
-Doğru be imanım!Ben de Allah'tan olduğunu biliyorum ama, hangi pezevengin eliyle yaptırdığını merak ettim de, ona bakıyorum.
HARAM
Bektaşinin birini ramazanda içki içtiği için
yakapaca kadıya götürürler.Çakırkeyif
Bektaşi'yi görür görmez kadı :
-Behey kafir!Bu yaşta hala içiyorsun bu zıkkımı.Utanmıyor musun? Bilmiyor musun haram olduğunu?, der.
-Sırtınızdaki ipek kaftan da haramdır, diye karşılık verir Bektaşi.
Kadı :
-Bunun içine pamuk katarlar.
Bektaşi :
-Dünyada doğru adam mı kaldı, şaraba da yarı yarıya su katıyorlar...
İŞİMİZ İŞ
Hocanın biri Ramazanda ;
-Ey ümmeti Muhammed!Şarap içmek kesinlikle haramdır.Sakın
içmeyiniz!İçenlerin boyunlarına yarın ahirette, içtikleri şarap
şişeleri asılarak, mahşer halkına haftalarca
teşhir edileceklerdir, diye vaaz veriyormuş.
Dinleyenlerin arasında bulunan Bektaşi sormuş :
-Hoca efendi!Şişeler dolu mu asılacak, boş mu?
Hoca "Boş" dese, cezanın hafifleyeceğini düşünerek :
-Hayır! Hiç boş olur mu? Dolu olacak, demiş.
Bektaşi, gülerek şöyle bağırmış :
-Desene hocam!Cennette de ya hey!
İYİ DEĞİLİM!
Bektaşi'ye sormuşlar :
-Nasılsın?
-Şükür edecek kadar iyi değilim! demiş...
İYİ RÜYALAR
Mevlevi, Bektaşi ve Softa yemekten sonra ikram edilen bir tepsi baklava
için rüyaya yatarlar.En hayırlı düşü gören baklavayı alacak. Öneri
kabul edilir. Yatar, uyurlar. Sabah
olunca Sofu :
-Ne düş gördünüz anlatın bakalım?, der.
Mevlevi sikkesini başına geçirerek :
-Hayırdır inşallah göklere çıktım, der.
Hoca da :
-Ben ise düşümde cennete gittim, der.
Bektaşi :
-Erenler, ben de gece birinizin göklere uçtuğunu, diğerinizin de
cennette gezdiğini görünce, artık bunlar fani dünyaya dönmezler diyerek
kalkıp baklavayı temizledim!, der.
KABAHAT SENDE DEĞİL!
Bir köyde yağmur duasına çıkarlar.Bektaşi de istemeye istemeye bunlara
uyar, cemaatin arkası sıra giderken, eline geçirdiği bir ağaç dalını,
kendi tarlasının bir köşesine
saplayarak, başını yukarı kaldırıp, söylenir :
-Bizim tarla da işte burası...
Rastlantı bu ya, yağmur duası yapılır yapılmaz, bulutlar kendini gösterir.
Kara bir bulutun kendi tarlası üzerine gittiğini gören Bektaşi sevinçle
koşar.Bir de ne görsün, ceviz büyüklüğünde dolu, bütün ürünü berbat
etmemiş mi?O vakit başını
yukarı kaldırır; şöyle söyler ;
-Kabahat sende değil, sana tarlayı gösteren pezevenkte!...
KENDİNDE
OLMAYANI
Bektaşi, camide namazdan sonra dua etmiş :
-Ey ulu Tanrım, bana bir rakı parası ver!
Yanında namazını bitiren softa da, ellerini kaldırmış :
-Rabbim, bana iman ver!
İki duayı da işiten hoca, Bektaşiye :
-Bak, herkes ne isitiyor Tanrı'dan, sen rakı parası. Utanmıyor musun?, demiş.
Bektaşi usulca :
-Ne yapalım hoca efendi, herkes kendisinde olmayanı ister, demiş.
NASIL BECERDİN
Bektaşi, evinde misafir olduğu için, karpuzcuya uğramış :
-İyi karpuzun var mı?
-Kurabiye gibi baba, güven bana!
-Peki öyleyse iyi bir tane ver bakalım.
Karpuzcu birini seçip vermiş.Baba erenler, almış ve eve gitmiş.
Bektaşi, yemekten sonra, konuklarının önünde karpuza gururla bıçağı
vurmuş.Fakat o ne?İlk bıçak darbesinden sonra etrafı koku salmış.Karpuz
ikiye ayrılınca, foş diye çürüyen
içi masaya yayılmış.Tabii her taraf berbat, Bektaşi ise mahçup olmuş.
Baba, sabahı zor etmiş ve soluğu karpuzcuda almış :
-Erenler, seni tebrik ederim?
Karpuzcu şaşırmış :
-Hayrola baba, beni niye tebrik ediyorsun?
Bektaşi :
-Ulan kesmeden, delmeden o karpuzun içine nasıl sıçtın,
doğrusu şaşıp kaldım.Seni onun için tebrik ediyorum.
NE
DÜŞÜNÜYORMUŞ?
Bir Bektaşi, merkebine odun yükleyip şehre gelirken karşıdan tüccar kılıklı iki adam peyda olarak :
-Şu zındıkla alay edelim, diye Bektaşiye yanaşıp selam verince Bektaşi de durur, merkebi de.
Tüccarlar işaretle :
-Bu eşeğin ne düşünüyor?
-Odun tasımaktan yorgun düştü de, artık kasabada ticaret etmeyi düsünüyor!
NERESİ OLACAK MEYHANE
Bektaşiyi, rica minnet camiye götürmüşler.Hoca başlamış anlatmaya :
-Bir yer vardır ki orada, zengin fakir ayrımı yoktur.Dertli giren
neşeli olur.Oraya giren herkesin gönlü ferahtır.Bilin bakalım, burası
neresidir?
Bektaşi yanıt vermiş :
-Neresi olacak, meyhane...
ORUÇ GİTTİ AMA...
Oruç tutan Bektaşinin biri pek fena susamış.Vakit geçirmek için kırda
giderken bakmış gürül gürül akan bir çeşme...Adeta kendinden geçmiş bir
halde ağzını dayayıp lıkır
lıkır içmeye başlamış.Bu sırada oradan geçen biri görüp :
-Aman erenler ne yaptın?Oruç gitti, diye seslenmiş.
Bektaşi, ağzının iki yanından süzülen sular bağrına doğru inerken cevap vermiş :
-Oruç gitti, ama fakire de can geldi!
PEŞİN NAMAZ
Bektaşi ile bir hoca birlikte yola çıkmışlar, bir süre sonra hoca :
-Namaz saati! demiş, başlamış kılmaya...
Rekat üstüne rekat, selam üstüne selam...
Bektaşinin beklemekten canı sıkılmış, hoca namazı bitirince sormuş :
-Yahu bu ne uzun namaz böyle?
-Kazaya kalmış namazlarım vardı, onları eda eyledim!
Bektaşi :
-Eh ben de bir namaz kılayım! demiş ve başlamış namaza...
Ama ne namaz, bitmiyor, sonunda hoca dayanamamış :
-Erenler, senin namaz da uzun sürdü!
-Önümüzdeki haftanın namazını kıldım!
Hoca şaşırmış :
-Yahu olur mu böyle şey?
Bektaşi gülmüş :
-Yukarıdaki senin veresiyeni kabul ediyor da, benim peşinimi niye kabul etmesin?
RAKI
-Rakı helal midir, haram mı? diye sorulunca, Bektaşi şöyle yanıt vermiş :
-Ağıza göre değişir!
SON NEFESİNİ
Bektaşiye sormuşlar :
-Babaerenler, hangi nefesi seversin?
-Sigaranın ilk nefesiyle, kaynanamın son nefesini, demiş....
SENİNKİ PAMUK GİBİ
Paşanın biri, tanıdığı bir Bektaşi ile konuşurken sorar :
-Baba, geçen gün bir kadınla gidiyordun, kimdi o?
-Hanımım olurlar efendim...
-Peki ama, pek pasaklı ve çirkin biriydi.Onun koynuna nasıl giriyorsun?
Buna fena halde bozulan Bektaşi, lafı yapıştırır :
-Sizin pamuk gibi karınızın koynuna herkes girer.Marifet bizim o pasaklı karının koynuna girmekte, paşam!
SENİN MELEĞİN BENİM GİBİ OLUR
Softa, namazını bitirmiş, selam vererken, komşusu olan ve onu yaptığı
kötülüklerden iyi tanıyan, Bektaşi yanına iyice sokulup, "Aleykümselam"
demiş.Softanın canı
fena halde sıkılmış :
-Be adam! Sen de nereden çıktın? Namazımı berbat ettin.
-Selam verdin, ben de aldım.
-Yahu ben sana değil, meleklere selam verdim.
-Erenler, ben de meleğim.
-Ulan defol git şuradan!...Senden melek mi olur?
-Kızma birader!...Senin gibi Müslümanın benim gibi meleği olur...
ŞEYTANA UYMUŞ
Canlardan biri, mahkeme reisliği yapıyordu.Bir gün, genç
bir kıza tecavüz suçlamasıyla, orta yaşlı birini mahkemeye
getirdiler.
Hakim Bektaşi sordu :
-Ne diye bu haltı işledin?
Adam yanıt verdi :
-Benim kabahatim yok.Şeytana uydum!Kafama girdi ve o işi yapmama sebep oldu.
Bektaşi yargıç, biraz düşündükten sonra şöyle dedi :
-Behey açıkgöz!Hazret-i Adem'e secde etmemek için, cennetten kovulmayı
göze alan şeytanın işi yok da, sana pezevenklik mi yapacak?
ŞİŞEYİ ATTIM
Hoca, camide içkinin kötülüğünden bahsediyormuş.Cemaat arasında bulunan
Bektaşinin fena halde canı sıkılmış.Gitmek üzere kalkayım derken,
koynundaki şarap şişesi kayıp
yere düşmüş.Baba hiç istifini bozmadan şöyle konuşmuş :
-Kör olasıcayı işte kaldırıp attım.Sizde varsa, tam zamanı, siz de atın!
UĞURSUZLUK
Avcı Sultan Mehmet bir gün adamlarıyla beraber akşama kadar bir keklik
bile vuramaz. Bunun sebebini de, sabahleyin gördüğü bir dervişin
uğursuzluğuna bağlar.Solaklara
seslenir.Saraydan cıkarken, şu şu tipte, sivri külahlı, sırtı kambur
birinin önünden geçtiğini ve hemen bu adamı bulmaları emrini verir.
Tarife göre Bektaşi babalarından ayyaş
Hamza Babayı yaka paça huzura getirirler.
Sultan :
-Bre uğursuz, nabekar!... Bugün sabahleyin karşıma çıktın. Bu yüzden
akşama kadar bir ava rastlayamadım. Bu ne uğursuzluktur.Vurun
kellesini...
Bektaşi bakar ki kelle elden gidiyor. Son bir dileğini açıklamak için söz alır :
-A devletlum siz beni gördünüz bir keklik vuramadınız. Ama insaf
ediniz, benim de bugün ilk gördüğüm sizdiniz ve kellemi
kaybediyorum.Söyleyin, uğursuzluk hangimizde!...
ÜZÜM
SUYU
Sultan Abdülmecid bir gün Boğaziçi'nde büyük bir bağın tam ortasındaki
köşkünde oturan bir Bektaşi babasını ziyarete gitmiş. Bektaşi, o gün
komşu bağdaki bir arkadasını
ziyarete gitmiş.O dönünceye kadar padişah bağın hertarafını dolaşmış.
Bektaşi dönünce karşılıklı konusmaya baslamislar.
-Erenler bağın maşallah çok büyük.Üzümünü ne yapıyorsun?
-Müritlerle ve canlarla birlikte yeriz Sultanım.
-Buradaki üzüm yemekle biter mi?
-Yemediğimizi de sıkıp fıçılara basar, suyunu içeriz.
-Peki ama, sıkılmış üzüm şarap olmaz mı?
-Vallahi Sultanım, biz üzümü sıkıp fıçılara
basarız. Allah ne isterse o olur. Üst tarafina karışmak haddimize
mi?
VIZIR
VIZIR
Softalar, Bektaşi'ye, Tanrı'nin büyüklüğünü
öğretmeye calışıp duruyorlar.Anlatıp, anlatıp, sonunda da diyorlar
ki :
-Tanri isterse iğne deliğinden deve bile geçirir!
Bektaşi :
-Elbette, diyor.
-Nasıl elbette?, diyor softalar. Bektaşi çözüyor düğümü :
-Tabii ya! Onun yapamayacağı şey mi var? Canı ister, iğne deliğini
büyütür veya canı ister, develeri küçültür, vızır vızır geçirir.
VURMA ZAVALLIYA O HAYVANDIR
Başıboş bir eşek nasılsa bir camiye girmiş, hoca eşeği döverek dışarıya
çıkarmaya uğraşırken, oradan geçen bir Bektaşi babası bu hali görerek
hocaya sormuş :
-Eşeği niçin dövüyorsun be hoca efendi?
Hoca hışımla cevap vermiş :
-Gelmiş camiye girmiş.
Bektaşi teskin etmek için şöyle demiş :
-Canım hoca efendi, onun aklı erer mi?Hayvan olduğu için yapmış
bir yanlışlık, girmiş camiye, bak ben giriyormuyum hiç?..
YUKARDAKİ İLE ARAMIZ
AÇIKTA
Bektaşinin yolu bir köye düşmüş. Bakmiş ki ortalıkta
hiç erkek yok. Köylü kadınlara sormuş :
-Köydeki erkekler nereye gitti?
-Yagmur duasina gittiler. 15 keredir gidiyorlar hala yağmur yağmadı, demiş kadınlar.
Bu arada Bektaşi, gömleğini ırmak kenarında yıkamış ve bir dala asmış.
İste tam bu sırada gök gürleyip şimşek çakınca Bektasi, kadınlara dönüp
:
-Bu aralar yukaridakiyle aramız açık da, demiş.
Nasreddin hoca
Kimin İçi Yanıyor?
Bir bayram günü Nasreddin Hoca komşusuna ziyarete gidince komşusu
her misafire olduğu gibi hocaya da bal ikram ediyor. Bir tepsi içinde
gelen koca bir petek baldan her gelen misafir bir iki kaşık alır
çekilirmiş. Komşusu bakar ki hoca kaşığı daldırdıkça daldırıyor.
Peteğin yarısına gelmiş daha duracağa da benzemiyor. Dayanamayıp:
- 'Aman hoca fazla yeme yoksa için yanar.' deyince hoca cevabı yapıştırır:
- 'Kimin içinin yandığını Allah bilir.'
Konya ile Akşehir Havası
Bir gün,Nasrettin Hoca,Konya'ya gitmiş.
Camide vaaz verirken:
-Ey müslümanlar demiş,sizin kentinizin havasıyla bizim Akşehir'in havası birdir.
Vaazı dinleyenlerden biri:
-Nereden biliyorsun Hoca'm?diye sormuş.
Nasrettin Hoca:
-Akşehir'de ne kadar yıldız varsa,Konya' da da o kadar var, yanıtını vermiş.
Hazır Para
Hoca birinden borç istemiş, adam sormuş -hocam borcunu ne zaman
ödeyeceksin hoca başlamış anlatmaya -senden aldığım parayla diken
alacam onları koyunların geçtiği yerlere dikecem ,dikenler büyücek
oradan koyunlar geçerken yünleri dikenlere takılacak ,ben yünleri
toplıyacam sonra onları ip yapıp pazarda satacağım. kazandığım parayla
sana olan borcumu ödiyecem demis Adam başlamış gevrek gevrek gülmeye
hocada demiş ki; -Eeee bak hazır parayı bulunca nasıl da gülüyorsun
Eşşeğin İstediği Yere
Nasreddin Hoca birgün eşeğine binmiş.Eşeğin inadı tutmuş.Bir türlü
eşeğin başını gideceği yöne çevirememiş.Bunu gören komşusu:"- Nereye
gidiyorsun Hocam ?", diye sormuş.Hoca'da:"-Eşeğin istediği yere.",
demiş.
Yas Tutuyorlar
Hocanın tavuğu ölmüş. Civcivlerin de başı boş kalmış. Hoca
kaybolmalarından korkmuş. Boyunlarına siyah bezler bağlamış. Sonra da
içlerinden ip geçirip birbirlerine bağlamış. Meraklı bir komşusu
sormuş: -Hoca o civcivlerin boynundaki de nedir? Komşusunun merakına
içerleyen Hoca, cevabı yapıştırmış:- Anneleri öldü de yas tutuyorlar.
Hocanın Ardı
Nasreddin Hocaya sormuşlar: - Niçin insanlar sabahleyin kalkınca hep
farklı yönlere dağılıyor da aynı yöne gitmiyorlar. Hoca cevaplamış: -
Herkes aynı yöne gidecek olsa dünyanın dengesi bozulurdu.
Ağaçtan Öteye Yol
Hoca canından bezmiş. Her ağaca çıktığında, ayakkabılarını
kaçırıyorlarmış. Bir gün yine ağaca çıkması gerekmiş. Ama bu kez
ayakkabılarını kuşağına sokmuş. Yoldan geçenler merak içinde sormuşlar:
- Hoca! ayakkabı ile ağaca çıkıldığı görülmüş mü hiç? Hoca bilmiş
bilmiş gülüp, cevabı yapıştırmış: - Eee evlat! belli mi olur? Belki
ağaçtan öteye yol bulurum.
Sünnet
Nasreddin Hoca'nın evine bir gün üç molla misafirliğe gelir. Üçü de
birbirinden obur şeylermiş. Hoca ne yemek çıkarmışsa silip süpürmüşler.
O kadar ki sahanlarda yemek bitince, bunu da "sünnettir" diye ekmekle
iyice sıyırırlarmış. Bu sırada odaya Hoca'nın oğlu girmiş. Mollalar
Hoca'yı memnun etmek için:
-Aman ne güzel çocuk...Adı ne bunun? diye sormuşlar.
Hoca: -Adı Farzdır, demiş.
Mollalar şaşırıp birbirlerine bakmışlar: -Bu ne biçim isim Hoca
Efendi? demişler. Şimdiye kadar böyle bir isim hiç
duymamıştık.
Hoca hemen taşı gediğine koymuş: -Ya, sünnet diyeyim de onu da mı yiyin?
Ölmemiş
Adamın biri ölmüş,yıkamaya getirmişler. Hoca kapıyı kapatmış,herkes
beklemeye başlamış.Aradan 15 dakika geçmiş ses yok, yarım saat geçmiş
ses yok,1saat geçmiş ses yok.İki saat sonra hoca kapıdan çıkmış.Merakla
sormuşlar:
-Hocam ne oldu,iş neden bu kadar uzadı?
-Ne olacak adam öbür tarafa gitmemeğe ısrar etti. Ondan bu kadar uzadı.
Sordun Söyledik
Çok bilmiş komşusu Hocayı sınamaya kalkmış.- Hoca sen herşeyi
bilirsin.- Söyle bana Dünya'nın merkezi neresidir? Hoca, adamın
niyetini hemen anlamış: -Tam bulunduğun yerdir, diye yapıştırmış
cevabı.- "Aman Hoca! Nasıl olur?" demiş adam. Hoca kızar gibi yapmış.
Adam! Sordun, söyledik. İnanmazsan alır cetveli ölçersin.
Ye Kürküm Ye
Hoca, bir zengin konağına yemeğe davetliymiş.Kapıda bir uşak,
herkesi saygı ile karşılıyormuş.Sıra Hoca'ya gelince, giyisilerini
beğenmeyip içeri almamış.Buna fena içerleyen Hoca, evine koşup kürkünü
giymiş.Döndüğünde, sofranın en güzel yerine kurulup, oturmuş.Herkesin
şaşkın bakışları altında, kürkünü yemeklere sokup:"- Ye kürküm ye!",
demiş."- Hoca, ne yapıyorsun!?", diye sormuşlar. Yanıt vermiş:- Eee!
İkram bana değil kürke
Ya İçinde Ben Olsaydım
Hoca, bir sabah fırtına sesi ile uyanmış.Pencereden dışarı bakmış,
ne görsün ?!Kuruması için ipe astıkları gömlek düşmüyor mu?!Başlamış
bağırmaya:"Hatun kalk kurban kesmemiz lazım."Sabahın körü neye
uğradığını şaşıran kadın telaşla sormuş:- Kurban nereden çıktı efendi.-
Gömleğim, gömleğim ipten düştü.- Gömlek düştü diye kurban kesildiği
nerede görülmüş?! - Deme öyle hatun, ya içinde ben olsaydım !!
Temel FIkralarI
Temel Gösteriş
Temel'e her dakika aptallığını niye gösteriyorsun diye sorarlar. O da cevap verir:
- İnsanın pi şeyi var da cöstermezse ne faydası olayı?
Temel İngilizce
Temel İngiltere'ye gidecekmiş. Lisan öğrenmesi gerek. Dershaneye yazılmış. İlk
derste "come", yani "gel", demeyi öğretiyorlarmış. Temel bu işe
akıl erdirememiş. Öğretmene demiş ki, - Bu nasıl iştur, come yazaysun, kam okuysun,
peçi, cel olduğunu nasıl anlaysun?
Mazeret
Temel Mazeret Temel askerliğini yapıyormuş. Bölükte kırk ere izin vermişler.
Geç kalırlarsa çadır hapsi var, ancak iyi bir mazeretleri olursa affedilecekler. Kırk
kişiden otuz dokuzu da geç kalmış, hep aynı mazeret: - Atla istasyona celeydum. At
çatladi, tren kaçti, geç kaldum. Derken kırkıncı da tamamlanmış, Temel
çıkagelmiş. - Senin de mi atın çatladı, diye sormuşlar. - Hayır, demiş. Yoldaki
otuz tokuz at leşini geçemedum.
uc dost
Baki`ye dostlari sorarlar kac cesit dost oldugunu. Baki uc cesit dost vardir der. Bir
dost gida gibidir sen onu her gun arasin. Bir dost vardir ilac gibidir gereginde ararsin.
Bir dost daha vardir hastalik gibidir o seni arar.
Trafik
Temel İngiltere'ye gidecekmiş.Arkadaşı Cemal İngilterede trafiğin soldan
olduğunu ve bunu unutmasının Temel için oldukça tehlikeli olacağını söyleyip,
dikkatli sürmesini öğütlediğinde, Temel: "Merak etme geçen gün Rize'den
Samsun'a soldan gittimdi, bunun nekadar tehlikeli olduğunu bilirim daa !!!"
TEMEL ASKERDE:
Yeni asker olan Temel'e komutanı sormuş:
Savaşta siperdesin, sağ taraftan düşman askeri geldiğini gördün. Peki ne
yaparsın?
Temel heyecanla cevap vermiş:
-Hemen çevirir silahımı üzerlerine ateş açarım komutanım.
Komutan tekrar sormuş.
-Peki, karşıdan geliyorsa?
-Karşıya ateş açarım, komutanım.
-Arkadan geliyorsa ?
Temel dayanamamış;
-"Komutanım, bu ordunun benden başka askeri yok mu?" demiş.
HANGİSİ AÇIK?
Temel işhanında çay ocağı işletmektedir.
Üst kattaki işyerlerinden biri seslenir:
-Temel efendi, dört çay yap. Biri açık olsun.
Çaycı Temel cevap verir:
-Abi, hangisi açık olsun?!
HELE Bİ DÜŞ
Temel Ankara'da bir bakan tanıdığına gider ve kendisini bir işe koymasını
ister...Bakan
-Nasıl bi iş isteysun?
-Hapushanede gardiyan olarak çalışmak isteyrum..
Bakan şaşirur, ama Temel'in işini de yapar...Temel bakanın yanından ayrılırken
hiçbirşey demez...Bu durum karşısında fena halde bozulan bakan Temel'e:
-Ne biçim adamsun... der demez, Temel:
-Ey gidi bakanum, senun bana emeğın çoktur. Teşekkür da bişe midur? Sen hele
içeri düş de ben sana gözüm gibi bakarum..
RAHATLIK
Temel dar bir ayakkabı almış, sıkışa sıkışa gidiyormuş. Dursun bu durumu
görünce:
-Temel niye sıkışık ayakkabı aldın?
Temel bir sandalyeye oturup ayakkabılarını çıkarırken:
-Dursun bileysun, kız evlendi ev aldi. Borç bağa kaldi, oğlan araba aldi. Onun
borci da bağa kaldi. Senun anlayacağın benim borcum gırtlağa dayandi. Ben da
sıkışık ayakkabi aldım ki çıkarttığımda sanki borcum yokmuş gibi bir oh
çekeyim.
TEMEL HASTALANIR
Kahvede dertli dertli oturan Temel'e candan arkadaşi olan İdris sorar:
-Ula Temel, sen hastamisun, nesun?
-Sorma İdris, hastayim . Ama doktora gidecek param yoktur.
-Sen Doktor Kadir Bey'e git, hem iyudur, hem de hesaplidur. Hem ikinci gidişte
vizitenin yarısını alır.
Ertesi gün Temel doğru Doktor Kadir Bey'e gider:
-Merhaba doktorum, işte ben yine geldum.
TEMEL BABA OLUYOR
Temel karısını doğum için hastahaneye getirir. Ve heyecanla bekler. O sırada
birisi sorar:
-Kaçıncı çocuğunuz efendim?
-Onuncu uşağım.
-Peki kaç yıllık evlisiniz?
Temel:
-Yeni evliyiz.
Arkadaş şaşırarak;
-Fakat nasul olur?
-Haçen niye anlamayusun? Hanım orda bir doğuruyu, ben de burda dokuz doğuruyum.
TRAFİK POLİSİ:
Temel Amerika'da trafik polisidir. Bisikletle yol trafiğini ihlal eden bir papazı
durdurur:
-Dur, ceza yazacağım.
-Ceza mı? Yazamazsın.
-Haçan nedenmiş o?
Papaz gülerek cevap vermiş:
-Benim sağ kolumda İsa, sol kolumda Meryem var.
Temel hemen atılarak:
-Uy da, yazacuğum. Bisiklete üç kişi bineysun.
YAŞLILIKTAN YAŞLILIKTAN
İhtiyar Temel doktora gider, sol ayağı ağırmaktadır.
Doktor muayene eder:
-"Yaşlılıktan, yaşlılıktan!"
Temel doktorun teşhisini beğenmez!
-"Doktor bey, haçan sağ ayağum da aynı yaştadır, o niçun ağırmayi?"
KODLAMA
Maç haberini telefonla yazdıran Temel, hatlardaki arıza nedeniyle Trabzonspor
sözcüğünü kodluyormuş:
-Trabzon'un T'di, Trabzon'un, R'si, Trabzon'un A'sı, Trabzon'un B'si...
-Temel, sen ne diyorsun? Ne biçim kodlama bu böyle?
-Trabzon'da ha bu harfler yok midur?
100 HAMSİ YEYRUM.
Temel ile Dursun teravih sonrası sohbet ederler. Temel sorar:
-Ula Dursun, sen oruçlu iken kaç hamsi yiyebilursun?
-100 tane.
-Hayır, yiyemesun.
-Niye yiyemeyecekmişum da?
Ula Dursun, birini yedun mi orucun bozulur. Kalan 99 hamsiyi oruçsuz olarak yersun.
YAŞ GÜNÜ
Temel'in çocuğu 18 yaşına basar. Temel oğluna güzel bir hediye alır.
Oğlu:
-Baba, sen 18 yaşına basmış olsaydın nasul bir hediye isterdun?
Temel:
-18 yaşıma tekrar dönebilseydim başka bir şey istemezdim.
MEMLEKET HAVASI
Temel bir gün İstanbul'da gezerken 61 plakalı bir araba görür.
Ve arabanın lastiğini bıcakla patladır. Sonra da karşısına geçio oturur.
Yoldan geçen biri:
-Kardeşim lastiği niye patlattın? Diye sorunca,
Temel:
-Dur ula, memleket havasi aliyrum.
SON NEFES
Temel'e sormuşlar:
-Hangi nefesleri çok seversin_
Temel cevap vermiş:
-Cigaramun ilk nefesiyle, kaynanamın son nefesini.
BEŞ KİŞİLİK
Temel tabanca almak için silahçı dükkanına girer ve sorar:
-Bana bir tabanca lazım.
Dükkancı sorar:
-Peki, nasil bişe istersun?
Temel:
-5 kişilik olsun
KİM DEYİ?
Trafik polisi Temel'i durdurur:
-Efendi, on dakika evvel kırmızı ışıkta geçtiniz
-Kim deyi?
-Beş kilometre ötede başkomiserimiz var, telsizle bildirdi
Temel sinirlenerek,
"Ula amma boşboğaz başkomiserin varmış ha! Ağzında pakla islanmayi.
HEYVAN DEDUM
Temel arkadaşına hakaret ettiği için yargılanıyomuş, mahkemede kendisini
savunmuş:
-Yok hakim bey, ben kendusuna sadece hayvan dedim
-İyi ya, hayvan demek hakaret değil mi?
-Ne demek hakim bey... Yanlış anlaşılıyi... İnsan kurnaz bir dilkidur.
Kurnazlıkta ileri gidersa kurttur, pek cesur ve heybetli olursa aslan, uysal olursa kuzi,
korkak olursa tavşan, inatçi olursa eşek, güzel sesli olursa bülbül... velhasılı
kelam, hakim bey, insan hiçbir zaman heyvanluktan kutulamaz.
KILÇIK YE AKILLAN
Temel İstanbul'da arkadaşıyla beraber hamsi yiyormuş. Temel yediği hamsilerin
kılçıklarını bitarafa ayırıyormuş. Bunu üzerine arkadaşı Temel'e sormuş:
-Kılçıkları niye ayırıyorsun?
-Kılçıkları yiyince insanın kafasi daha çok çalişiyi, bunlari sonra yiyeceğum.
Bunun üzerine arkadaşı atılarak
-Ver onları bana, biraz da benim kafam çok çalışsın.
Temel demiş
-Uşağım, bunlar bedava olmaz, tanesini sana uygun bir fiyata yaparım.
Bunun üzerine Temel yediği hamsinin kılçıklarını arkadaşına satar. Kendisi
hamsileri, arkadaşı kılçıkları yemeye başlar. Bir iki kılçık yiyen arkadaşı
Temel'e sorar
-Temel, galiba sen beni kandırıyorsun,
Temel der ki
-Haçen niye
-Bende bir değişiklik olmuyor,
-Oldi oldi, bak kafan çalışmaya başladi ama biraz geç oldi.
DİL SORUNU
Temel İngiltere'ye gitmişti.
Arkadaşları Temel'e
-İngilizce bilmezdin İngiltere'de çok sıkıntı çektin mi demişler.
Temel:
-Hayır, sıkıntıyı asıl İncıluzlar çekti.
BENIMKILERDE ISIM ARAMAYIN.
Almanlar Berlin'i bombalamaya gelen Ingiliz Ucak Filosu'ndaki bir ucagi dusururler.
Pilot yarali olarak kurtulur ve Almanlar tarafindan esir alinir. Hastaneye
yatirilan pilotun durumu gittikce kotulesir ve Alman doktorlar pilotun kollarindan birinin
kesilmesine karar verirler. Kolu kangren olmustur pilotun. Doktorlar kolunu kesmeden
once pilota durumu anlatirlar ve izin verip vermedigini sorarlar. Pilot da ne yapsin
'Evet' der ve ekler, "Bir ricam olacak. Kolumu kestikten sonra onu,
Londra'yi bombalamaya gittiginizde Ingiliz topraklarIna atar misiniz?"
Doktorlar da kabul ederler ve pilotun istegini yerine getirirler. Aradan
gunler gecer, bu kez pilotun diger kolu kotulesir. Almanlar pilota yine kolunu kesmek
zorunda olduklarini ve izin verip vermedigini sorarlar. Pilot da kabul eder ve bir onceki
gibi kolunun Ingiliz topraklarina atilmasini rica eder. Istegi kabul edilir ve yerine
getirilir. Aradan bir sure daha gecer. Bu kez pilotun bacaklarindan biri kotulesir. Ayni
sekilde doktorlar durumu pilota anlatirlar ve izin isterler. Pilot da izin verir ve
ayni ricasini bacagi icin yineler. Bu kez doktorlar kabul etmezler. Pilot da "Ama
neden? Kollarimi atmistiniz. Bacagimi niye atmiyorsunuz?" diye sorar. Almanlar
da yanitlar: "Iyi de sen ufaktan ufaktan kacmaya calisiyorsun galiba!"
*********
Temel askerdeyken, bolugundeki bir asker devamli temel'e kufrediyormus. Temel sonunda
dayanamayip gitmis komutanIna: - KomtanIm askerin biri anama kufur etti. Komutan birsey
olmaz deyip bashindan savmis. Ertesi gun Temel yine gelmis komutanIn yanIna: - Ya
komtanIm, babama kufur etti bu sefer. Komutan yine birsey olmaz deyip savarken temel: -
Anam da babam da sensin burda komtanIm.. deyince Komutan birden ayaga kalkmis: - Cagirin
su pezevengi bana bakayIm!
**********
Amerikali bir turist Avustralya'yi gezmektedir ve kendine de bu amacla bir rehber
bulmustur.Rehber ve Amerikali buyuk bir meraya gelirler ve Amerikali birden ilerde otlayan
koyunlari farkederek rehber sorar : --Bunlar nedir? Rehber hemen: Onlar koyun der ve
Amerikali da Yapma yahu, bizde koyunlar bunlarin iki uc mislidir diyerek alayli bir
uslupla guler.Biraz daha ilerleyince otlayan inekleri gorurler ve yine Amerikali sorar :
-Bunlar nedir? Rehber de :Oonlar inek. diyerek cevaplar, Amarikali da gulerek : --Vay be ,
Amerika'da inekler bunlarin en az iki mislidir diyerek guler.Bir muddet daha gittikten
sonra onlerinden kangurular gecer ve Amerikali yine sorar: --Peki bunlar ne ?Rehber
istifini bozmadan cevaplar:
--Ha, onlar mi?, cekirge.
**********
Adam ölüm döseginde yatmakta, karisi bas ucunda göz yasi dökmektedir. Adam
zorlukla konusarak sunlari söyler: "Bak karicigim, ben ölmek üzereyim. Ölmeden
önce sana bir itirafta bulunacagim. Seni aldattim, hem de bu evde senin yataginda."
der. "Biliyorum" der kadin, "Yoksa seni niye zehirliyeyim?"
           
by Muhabbetci
|